Arşiv
Türban ve İşçi Sınıfı
eks tarafından Çar, 2008-03-05 17:48 tarihinde gönderildi.2 Şubat günü hükümetin üniversitelerde türban giyme yasağını kaldırma çabalarını protesto etmek için 120.000 kişi toplandı. Geçen ilkbahar yapılan gösterilerle aynı büyüklükte olmasa da yine bu konudaki kitlesel duyarlılığın ne düzeyde olduğun gösteriyor.
Ordu sürekli şeriat tehlikesi konusunu sömürüyor. Pek çok işçinin, kendilerine "ülkeyi İran'a çevirecekler" denildiğinde devleti savunmaya koşması şaşırtıcı değil. Hatta bu konuyu o kadar fazla gündeme getirdiler ki, Yaşar Büyükanıt, medya konu üzerindeki fikrini sorduğunda, herkesin ordunun görüşlerini bildiğini söyleyerek başka bir yorum yapmayı reddetti.
Büyük ayrışmanın öteki tarafında ise en yüksek sesle ‘özgür' ve ‘demokrasi' vaazları verenler var. Şu anda demokrasi ve insan hakları çığlıkları atanların, kanlı 12 Eylül darbesinden sonra ordunun desteklediği İslamcılardan başkası olmaması ise bir hayli ironik.
Tabii ki bütün olayı çevreleyen iki yüzlülük işçileri şaşırtmayacak. Bu çatışmanın ‘demokrasi', ‘insan hakları' veya başka bir ‘yüksek' ideal ile ilgili olmadığı aşikardır. Bu tartışmanın temelinde, geçen Kasım'da iki tarafın da daha vatansever olduklarını kanıtlamak için sadece Türkiye'yi değil ama bütün Orta Doğu'yu yeni bir savaşa sürüklemeyi göze alabilecekleri kadar keskin bir iktidar mücadelesinden başka bir şey yatmamaktadır.
Peki işçiler bu olayın neresinde durmaktadırlar? Hangi tarafı desteklemelidirler; laikliği savunmak uğruna orduyu mu yoksa bireysel özgürlüğü ve insan haklarini savunmak uğruna hükümeti mi?
- Devamını oku
- 360 okuma
Dubai’deki İşçi Mücadeleleri: Bir Cesaret ve Dayanışma Örneği
eks tarafından Çar, 2008-03-05 17:47 tarihinde gönderildi.Kasım ortasında, Dubai işçileri, devasa ve spontene ayaklanmalarının sona ermesinin ardından işlerine geri dönerken, televizyonlar Dubai Kralı Abdullah'ın yeğeni Al Walid ibni Talal'ın şahsi kullanım için satıl adığı Airbus A380'den bahsediyorlardı.
Bu devasa grev hareketiyle ilgili tek bir kelime bile söylenmiyordu! Aşırı sömürüye maruz kalan yüzbinlerce işçinin bu açık isyanına dair tek bir kelime yoktu! Burjuvazi bir kez daha uluslarası basını bir kez daha sınıf mücadele haberlerine karartma uygulamıştı.
Burjuvazinin insanlık dışı sömürüsüne karşı....
Geçtiğimiz senelerde Dubai, herbiri diğerinden daha inanılmaz sayısız gökdelenin mantar gibi bittiği bir inşaa sahası haline gelmişti. Bu Emirlik, burjuvazinin, Orta Doğu'nun doğusundaki ‘ekonomik mucize' simgelerinden biri. Fakat yaldızlı perdelerin arkasında çok farklı bir gerçeklik yatıyor: turistlere ve işadamlarına sunulan gerçeklik değil, ‘mimari rüyalar' için kan ter içinde çalışan işçi sınıfının gerçekliği.
- Devamını oku
- 299 okuma
Mısır: Kitle Grevinin Tohumları
eks tarafından Çar, 2008-03-05 17:45 tarihinde gönderildi.Senenin başında Mısır pek çok sektöre yayılan bir grevle sarsıldı: çimento fabrikalarında, kümes hayvanı çiftliklerinde, madenlerde, otobüs ve demiryollarında, sağlık sektmründe ve herşeyden önce dokuma sektöründeki işçiler hızda düşen gerçek maaşlara ve ödenek kesintilerine karşı bir dizi yasa dışı grev örgtlediler. Bu mücadelelerin militan ve spontene niteliğini, hareketi tetikleyen mücadelenin patlak verdiği Kahire'nin kuzeyindeki Malhalla al-Kubra'nın büyük Misr Eğirme ve Dokuma fabrikasına bakınca kolaylıkla görülebilir. Aşağıdaki alıntı Joel Beinin ve Hossam el-Hamalawy tarafından yazılıp Çevrimiçi Orta Doğu Raporu'nda ve libcom.org internet sitesinde yayınlanmıştır ve fabrikada çalışan Muhammed Attar ve Sayyid Habib adlı iki işçiyle yapılan röportahlara dayanmaktadır.
"Malhalla al-Kubra Misr Eğirme ve Dokuma fabrikasının 24,000 işçisi, 3 Mart 2006'da başbakan Ahmet Nazif'in yıllık ikramiyelerin sabit 100 Mısır lirasından (17$) iki aylık maaş ikramiyesine çevrildiğine dair yayınladığı kararnameyi görünce çok sevindiler. En son 1984'te yıllık ikramiyeler (75 liradan 100 liraya) artmıştı.
‘Kararnameyi okuduk ve fabrikade bilgiyi yaymaya başladık,' diyor Attar. ‘İronik olarak, hükümet yanlısı sendika yetkililerinin bile haberi kendi başarıları olarak sunmalarıydı'. Şöyle devam ediyor ‘Yıllık ikramiyelerin ödendiği Aralık ayı geldiğinde herkes tedirgindi. Kazıklandığımızı fark etmiştik. Bize sadece o eski 100 lirayı önermişlerdi. Daha doğrusu tam rakamı söylemek gerekirse 89 lira, çünkü vergi kesintilerini ihmal etmemişlerdi.'
- Devamını oku
- 267 okuma
Pakistan ve Bhutto Suikasti
eks tarafından Çar, 2008-03-05 17:42 tarihinde gönderildi.Benazir Bhutto suikastinden iki hafta sonra, devlet başkanı Müşerref "Pakistan parçalanma sınırında değildir" dedi. Pakistan'ı sekiz yıl boyunca askeri bir diktatör olarak yönettiktn sonra bir anda medeni bir başkanına dönüşen Müşerref, ülkenin parçalanması ihtimaliyle ilgili yorum yapıyordu. Soruyu ‘hayır' diye yanıtlasa da, bize "Pakistan Lübnan değildir" dese de ve BM'nin suikastı incelemesine ihtiyaç duymasa da, yine de ülkenin parçalanması ve Lübnanlaşması ihtimali devlet başkanı tarafından ortaya atıldı.
Suikast, kim gerçekleştirmiş olursa olsun, açık bir şekilde hakim sınıfın siyasetini nasıl yürüttüğünü ve farklılıkları nasıl çözdüğünün bir örneği. Fakat, bu olay bu kadar dramatik koşullar altında gerçekleşmeseydi ve kurbanlarının temeli toplum geneli ve özellikle işçi sınıfı olacak bir karmaşa ortamına yol açmasaydı, burjuvazi için sadece ikincil bir mesele olacaktı.
- Devamını oku
- 279 okuma
Hayatta Kalmış Sekiz Asker
eks tarafından Çar, 2008-03-05 17:39 tarihinde gönderildi.PKK tarafından rehin alınan askerler geri döndüğünden itibaren Türkiye burjuvazisinin hemen hemen bütün kesimlerinin tavrı netti: ‘Adalet' Bakanı Mehmet Ali Şahin "Askerlerin kurtulmalarına fazla sevinemedim" dedi, ‘İşçi' Partisi başkanı Doğu Perinçek ise daha da ileri giderek "keşke tabutları gelseydi" dedi. İşte ölen askerlerin ardından sular seller gibi timsah gözyaşları döken burjuvazinin gencecik yaşında evinden alınıp, eline bir silah tutuşturup soğuk dağlara gönderilmiş işçi çocuklarına verdiği değer!
Bugün, sekiz asker, PKK'nın elindeki esaretten sonra Türkiye devletinin hapishanelerinde düştüğü esaretten kurtulmuş gibi gözüküyor. Askerler neyle suçlanıyorlardı? "Memuriyet görevinin gereklerine aykırı hareket etmek", "askeri disiplinin aşırı şekilde sarsılması", "emre itaatsizlikte ısrar"... Fakat asıl soru şu: ordu ve devlet bu askerleri gerçekten neden tutukladı? Çünkü ellerine silah verip dağlara yolladıkları işçi çocuklarına gözdağı vermek istiyorlar. Çünkü onların yürü denildiğinde yürümelerini, öl denildiğinde ölmelerini istiyorlar. Çünkü korkuyorlar.
Korktukarı PKK değil, çünkü PKK sonuçta ulaşabilecekleri emperyalist kuvvetlere bağlı, sonuçta bir yere kadar kontrol edilebilir, bir yere kadar mantıklı bir rakip onlara göre: Türkiye burjuvazisinin yeri geldiğinde demeçlerinde lanetler yağdırıp yeri geldiğinde meclislerinde temsilcileriyle el sıkıp sohbet edebilecekleri bir rakip. Hele PKK ile TSK'nın barışmasını ve "bir arada yaşamını" savunan sol liberallerden hiç korkmuyorlar, hata kimileri onları destekliyor. "Ülkemizi Amerika'ya
- Devamını oku
- 199 okuma
Kapitalizm Dünyayı Zehirliyor
eks tarafından Çar, 2008-03-05 17:37 tarihinde gönderildi.8 Aralık 2007 tarihinde Kyoto Protokolünün imzalanması için düzenlenen eylemdeydik. "Kyoto Protokolü İmzalansın, Küresel Isınmaya Hayır" mitingi, 78 ülkede aynı anda, İstanbul Kadıköy Meydanı'nda gerçekleştirildi. Miting sera etkisi yaratan gazların emisyonlarını kısmak üzere oluşturulan ve uluslararası bir anlaşma olan Kyoto Protokolü'nün Türkiye ile ABD tarafından imzalanmamasını protesto etmek amacıyla düzenlendi. Farklı illerden gelerek mitinge katılan gruplar, Tepe Nautilus önünde toplanıp Rıhtım Caddesi üzerinden İskele Meydanı'na kadar ellerinde, "Kyoto'yu imzala'', "Nükleer istemiyoruz'', "Ne kömür, ne petrol, ne nükleer, güneş, rüzgâr bize yeter'' yazılı pankartlarla sloganlar atarak yürüdü. Yedibin kişi civarında bir katılım vardı. Eylemde Küresel Eylem Grubu (KEG) adına Nuran Yüce, ÖDP Genel Başkanı ve İstanbul milletvekili Ufuk Uras, Açık Radyo genel yayın yönetmeni Ömer Madra, Küresel BAK adına Bülent Aydın, Pelin Batu, Yeşiller adına Dr. Ümit Şahin konuşma yaptı. Küresel İklim Değişikliğini Durdurun" mitingini destekleyenler arasında, DİSK, KESK Şubeler platformu, Türk Tabipler Birliği, Çevre İçin Hekimler Derneği, Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu, Metalürji Mühendisleri Odası, Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası, İstanbul Tabip Odası, Şehir Plancıları Odası, 78'liler Vakfı, Açık Radyo, Sesonline.net, Bianet, BirGün gazetesi, Allianoi Platformu, EGEÇEP, Amargi, Barışa Pedal, Barışarock, Buğday, ÇGD, ÖDP, EMEP, DSİP, Greenpeace, Dünya Yalnız Bizim Değil (DYBD) Platformu, Genç Siviller, Sinop Bizim Platformu, Üniversite Öğretim Üyeleri Derneği, Siyasal Ufuk Hareketi, Türkiye Sakatlar Derneği, Munzur Çevre Derneği, Yeşiller gibi kurum ve kuruluşlar yer aldı.
- Devamını oku
- 178 okuma
Davutpaşa Katliamı
eks tarafından Çar, 2008-03-05 17:35 tarihinde gönderildi."Mezarda Yaşıyoruz !"
Geçtiğimiz günlerde İstanbul Davutpaşa'da yaşanan patlama burjuva medyası için bir anda yürekleri ağza getirdi. Yine bir "terör" saldırısı mı derken olayın davutpaşa'daki atelyelerde kaza sonucu meydana geldiği ortaya çıktı. Sonuç yirminin üstünde ölü ve yüzlerce yaralı... Burjuva medyası timsah göz yaşlarıyla olayı dramatize ederken kazada ölen işçilerin hayatlarından trajik kesitler vermeyi de ihmal etmedi. İki yıldır üç yüz lira maaşla çalışan bir işçinin babasının da zonguldak'taki maden ocaklarında can verdiği bunlardan sadece biri.
Maytap ve havaifişek atölyesindeki küçük bir dikkatsizliğin yol açtığı bu facia aslında bize yaşanması hergün sıradanlaşabilecek işçi ölümlerinin ne kadar olası olduğunu göstermekte. Tuzla tershanesinde meydana gelen ve ölümle sonuçlanan "kazalar", yazın günaşırı tazelenen tarım işçisi ölümleri ve son yaşanan bu kaza sıradanlaşmanın habercisi gibi. Sigortasız ve kayıtdışı çalıştırılan işçilerin güngeçtikçe arttığı, kapitalizmin kaçınılmaz sonucu olan yedek emek ordularının ise sermayenin ihtiyaç duyduğu ucuz emek gücünü karşılamak için hazır beklediği bir ortamda işçi emeğinin ve işçinin kendisinin devolarizasyonu ve bunun sonucu olarak da insan hayatının değersizleşmesi kaçınılmaz.
Yaşanan Katliamın Sorumlusu Kapitalizmdir !
Bizce yaşanmakta olan bu kıyımın tek bir sorumlusu vardır o da kapitalizmdir. Emek gücünün değersizleşmesine giden bu yol vahşi kapitalizmin
- Devamını oku
- 161 okuma
BURJUVAZİNİN GÜNDEMİNDE YİNE ÖLÜM VAR
eks tarafından Paz, 2008-01-13 13:41 tarihinde gönderildi.Son haftalarda apartman başına düşen bayrak sayısındaki azalma ve savaş naralarının daha az atılır olması kimseyi yanıltmasın: Kuzey Irak'ta, "barış" durumu içerisinde bombalanan yerleşim yerleri ve Amerikan başkanının bile bölgede var olduklarını ağzından kaçırdığı Türk Ordusu ne kadar gerçekse, bölgede daha büyük, daha korkunç, daha barbarca bir savaşın başlaması ihtimali de hala o kadar gerçek.
Türkiye Emperyalizminin Gözü Kuzey Irak'ta
Kurulduğu günden beri içten içe petrol zengini Musul ve Kerkük'ü isteyen Türkiye devleti, son dönemde Kuzey Irak'ta meydana gelen gelişmeleri bahane ederek emelini gerçekleştirme atağında. Devleti ivedilikle harekete geçiren iki neden var: Birincisi, Kuzey Irak'ta bir Kürt devleti kurulması tehditinden dolayı eteklerinin tutuşması; ikincisi de iç politikada ticaret, tarım ve endüstriyel burjuvazinin esas kesimleri ile bürokratik kadrolar ve sermaye kurumları arasındaki gizli hesaplaşma. Türkiye emperyalizminin gündemi duvarlara kazınan "Kerkük Türktür" sloganlarında, Barzani ve Talabani'nin her sözünün kışkırtıcı burjuva medyası tarafından savaş ilanı gibi sunulmasında ve Güneydoğu'da ölen işçi çocuklarının ardından sular seller gibi akan timsah gözyaşlarında görülüyor. Türkiye devletinin sözde karşıtı PKK'nın ise söyleminde "düşman"ınınkinden farklı bir şey yok: Yine kışkırtmacılık ve kendi saflarında ölen köylü çocuklarının ardından dökülen timsah gözyaşları. Türkiye devletinin, düşmanı PKK içerisinde ne kadar etkin olduğunu kestirmek, burjuvazinin bu karanlık örgütünün amaçları ve bağlantılarını net olarak bilmek kadar zor olsa da, PKK'nın son saldırılarının tamamen Türkiye emperyalizminin çıkarları doğrultusunda olduğunu söylemek mümkün.
- Devamını oku
- 314 okuma
SERMAYE YENİLECEK, NOVAMED GREVİ KAZANACAK!
eks tarafından Salı, 2007-12-11 20:40 tarihinde gönderildi.Daha Ağır Sömürü Koşullarını Dayatma Aracı Olarak Serbest Bölge
Sermaye sahiplerinin sınırsız sömürülerini daha da arttırabilmek için icad ettikleri yeni yöntemlerden biri de "serbest bölge" olarak adlandırılan sanayi yapılanmaları. Bu serbest bölgelerde işçilere yönelik sömürü uygulamaları katmerleniyor, çalışma koşulları üzerindeki denetim azaltılıyor, ücretler mümkün mertebe kısılarak ağır koşullar altında ‘normal' düzenlemelerin geçerli olduğu bölgelerde kabul edilemeyecek derecede uzun ve güvencesiz bir çalışma dayatılıyor. Devlet bu uygulamaya gerekçe olarak, aldığı payın hevesiyle, işçi sınıfının sömürüsünün başka bir yerde örgütlenmesindense kendi kontrol altında tuttuğu topraklarda daha da fazla gerçekleşmesini sağlayabilmek olarak gösteriyor. Yani onlara göre ‘normal' kuralların geçerli olduğu koşullarda kayıt altında çalışanların maruz kaldığı berbat çalışma koşulları bile sermayenin ihtiyaçlarını karşılamaya yetmiyor, küresel düzeyde bir rekabetin yaşandığı koşullarda işçilerin en çok ezilerek en düşük maliyetle sömürülmesinin sağlandığı yer olma yarışında beterin beterini sağlayabilecek mekanizmalar oluşturmak gerekiyor..
Son yirmi yılda mantar gibi çoğalan ve artan işsizlikle beraber işçilere dayatılan bu serbest bölge uygulamalarından biri de Antalya'da kuruldu. Bu serbest bölgede 2000 yılından beri faaliyet gösteren Novamed isimli diyaliz üretim fabrikası ise işçilere dayatılan insanlık dışı uygulamaları inanılmaz boyutlara taşıdı. Çalışanlarının çoğunun ikincil emek piyasası olarak değerlendirilerek, oldukça düşük ücretlerin dayatıldığı kadınlardan oluşan fabrikadaki yönetim, toplumda kadını baskı altına alarak ikincilleştirmek için uygulanan aşağılayıcı uygulamalardan da bol bol faydalanmış. Zaten serbest bölgelerde amaçlanan yoğun sömürü uygulamalarının dayatılmasında toplumda kadınlara karşı uygulanan bu tip ikincilleştirici pratikler biçilmiş kaftan gibi gözüküyor. Nitekim Kesk Kadın Sekreteri Sevgi Göyçe'nin bildirdiğine göre serbest bölge çalışanlarının %90 kadınlardan oluşuyor.
- Devamını oku
- 396 okuma
Türk Telekom’da Zafer
eks tarafından Pzt, 2007-12-03 21:15 tarihinde gönderildi.26.000 Türk Telekom işçisının devasa grevi sona erdi. 44 gün sonra grevciler yeniden işbaşı yaptılar. Türk Telekom grevi, 1.100.000 işgünüyle, 1991'deki Madenci Grevi'nin ardından ülke tarihindeki en büyük grev olma özelliğini taşıyor. Şimdi ise olayların bilançosunu çıkartma vakti.
İşçilerin Yaşam Koşullarını Mücadele Korur
Bu tecrübeden çıkartılması gereken ilk ve en önemli ders işçilerin yaşam koşullarını mücadele ederek koruyabileceğidir. Türk Telekom şirketinin ilk teklifi olan %4'lük zam artışı, yılsonu için tahmin edilen %7.7'lik oranın bir hayli altındaydı. Gerçekte, Türk Telekom, işçilere sadece bir maaş kesintisi öneriyordu.
Bu sene için %10 ve gelecek sene için %6.5 artı enflasyon kesinlikle devasa bir zaferdir. THY işçilerinin sadece bir grev tehditi öne sürerek %10'luk bir zam artışı almayı başarmasından sonra, bu zafer kesinlike Türkiye'deki bütün işçilere açık bir mesaj yolluyor. Maaşları enflasyona karşı korumanın tek yolu birlikten ve kollektif faaliyetlerden geçiyor.
Türk Telekom işçilerinin mücadelesi bütün işçilere, ve özellikle hükümetin sadece aşağılayıcı bir %2 artı %2'lik bir teklif yaptığı kamu işçilerine yapılması gerekeni gösteriyor. Enflasyondan düşük olan bütün zamlar gerçekte maaş kesintileridir. Pek çok açıdan kamu sektörü Türkiye'deki en önemli sektör. Pek çok işçi sınıfı ailesinde en az bir kişi devlet sektöründe çalışıyor. Bu sektörde bir zafer, ülkedeki her işçinin de zaferi olacaktır.
Tutuklanan İşçiler
Mücadeleden çıkrtalıması gereken ikinci ders ise sabotaj faaliyetlerinde bulunan işçilerle ilgili. Grev süresince kovulmuş bütün işçilerin tekrar işe alınmış olması olumlu bir gelişme. Öte yandan, sabotaj suçlarıyla karşı karşıya olan işçiler, ancak masum olduklarına karar verilirse işlerine dönebilecekler. Şirket yönetiminin, patronların medyasının ve sendikaların aksine biz yaşam koşullarını savunmak için savaşmış işçileri hiçbir şekilde kınamıyor ve suçlamıyoruz. Bu işçilerin unutulmaması çok önemli. İşçiler sabotajdan hüküm giyer ve işlerinden kovulurlarsa nasıl tepki verileceği bütün Telekom işçilerinin tartışması gereken önemli bir soru.
- Devamını oku
- 375 okuma

