Patronların Gündemi: Savaş, Terör, Kaos ve Barbarlık

Bu ay meclisin aldığı tezkere kararıyla birlikte Türkiye burjuvazisi yeni bir dönüş daha yaptı. "Kuzey Irak"a "operasyon" yapılabilir tehdidi savruldu ve sonuçta Ortadoğu'daki savaş döngüsüne sürüklenme yolu bir kere daha açıldı. Fakat görmek gerekiyor ki Rusya'da devletin 1990'lardaki çöküşünden ve ikili emperyalist kamplaşmanın dağılmasından beri artık "düşman", kimin ortaya çıkardığı belli olmayan, hatta niyetleri bile belli olmayan bir terörden başkası değil. Gerçekten de artık televizyonda konuşan ya da gazete köşelerinde kalem oynatan "uzmanların" açıklamalarını dinleyen kimse, PKK'nın bir "ulusal kurtuluş hareketi" olarak ne istediğini anlayamadığı gibi Türkiye'nin ya da ABD'nin mevcut savaşlarla neyi engellemeye çalıştığını ya da neyi hedeflediğini açıkça göremiyor. Patronların medyası gittikçe daha bulanık, daha hezeyan dolu ve daha da anlamsız sloganları pompalayadursun, dünyanın her yanında derinleşen bir şiddet sarmalıyla karşı karşıyayız. Afrika'da ikinci dünya savaşından beri durum bu ve kıyım döngüsü derinleşerek devam ediyor. Güney Amerika'da eski diktatörlüklerin yerini alan "sosyal" şoven politikaları giyinmiş asker bozmaları ve sosyal demokratlar sefaleti gizlemeye çalışıyor -ama Arjantin'de olduğu gibi- bu bir işe yaramıyor. "Dünyanın yeni atölyeleri" Çin ve Hindistan'da zaman zaman fabrikalarda kilitli yaşayan işçiler, günde 14-20 saat arası öldürülesiye çalıştırılarak patronların ucuz emek ihtiyacını karşılamaya çalışıyor. Bangladeş'te, Mısır'da ve Çin'de ki büyük grevler ve mücadelelerde ise işçilere uyguladıkları şiddetin cevabını aldıklarını da görüyoruz. Diğer taraftan Avrupa ve Amerika'da çöken ev piyasaları ve sosyal sistemler, patronların pazarı istikrarlı bir halde tutmakta ne kadar zorlandıklarını ortaya koyuyor. İşçi sınıfının buna cevabının da geçen yıl Avrupa'da gerçekleşen mücadelelerde ve ondan önce Fransa'daki CPE türü köleleştirme yasaları karşısında nasıl da gecikmediğini görebiliyoruz. Kısacası Bütün dünya da ekonomik krizler derinleşirken ve soğuk savaş döneminin politik dengeleri parça parça olurken kapitalizmin girdiği kriz bu sistem devam ettikçe çözümlenemeyeceğini ortaya koyuyor

 

Peki ya Ortadoğu?

Dünyanın bu köşesinde de savaşlar, kaos ve belirsizlik derinleşerek sürüyor. Irak'ta devam eden savaşın başından beri ölenlerin sayısı iki milyona yaklaştı ve ne ABD ne de Irak'taki egemen Kürt, Arap ve ªii patronlar tayfasının her hangi bir kanadı sorunun çözümüne dair bir adım atabiliyorlar. Tersine şiddetin İran'a sıçraması olasılığı her geçen gün daha da artıyor gibi gözüküyor. Rusya'nın ve Çin'in İran'daki iktidarı desteklemesi ve buna karşılık ABD'nin tehditleri kapıda bir savaş daha olduğunu gösteriyor.

Türkiye'de ise...

 

Tezkereyle birlikte savaş artık kaçınılmaz gözüküyor, ama savaşın soruna bir çözüm olmayacağını gözü dönmüş birkaç milliyetçi fanatik hariç sermayenin "uzman"ları veya "profesör"leri bile farkında. Bu halde savaşın kapitalist devletlerin kendi mevcudiyetlerini korumak için sürüklendiklerini görmek gerekiyor. Ortada belirgin bir düşman (PKK kuzey Irak'ta bile zayıf bir kuvvet) ya da belirgin bir "kazanç" (Türkiye patronlarının kuzey Irak'a yönelik bir operasyondan bekledikleri maddi bir şey olamayacağı açık) olmadığı halde savaşa girmenin başka bir açıklaması olamaz. Bu durumda sistemin meşruiyetini sağlayan ideolojik araçların nasıl da zayıfladığı ortadadır. Klasik "türk-islam" sentezi AKP ordu arasındaki sözde gerilimle birlikte işçi sınıfı gözünde meşruiyetini yitirmiş durumda. Terör olayları dışında da bu ideolojiyi parçalanmaktan koruyan hemen hemen hiçbir şey kalmamış durumda. Bu gerilimin iktisadi zemininde ise bir ölçüde, Türk patronlarının Çin ve Hindistan'daki "ucuz" köle emeğiyle rekabet edememesi yatıyor. Dolayısıyla sermayenin krizi toplumsal krize yansıyor ve hedefsiz terör ile savaş çığırtkanlıklarını her köşeden duyar oluyoruz. Bu durum bize işçilerin gerçek gündeminin yani Telekom grevinin, Novamed grevinin, taşeron karşıtı mücadelenin, işsizliğin ve daha birçoklarının neden önemli olduğunu açıkça gösteriyor. Eğer işçiler mücadelelerini derinleştirir ve gündelik sorunlarını daha iyi bir dünya mücadelesi şeklinde diğer işçilerin mücadeleleriyle birleştirebilirlerse, patronların dayattığı savaş, terör ve kaos gündemine karşı ulusları aşan ve insanlığın bütün sorunlarını kapsayan bir temelinde günümüzün sorunlarına kökten bir çözüm üretebilirler. Görmek gerekiyor her gün ölen onlarca Türk ve Kürt gencinin yaşadığı sorunu yaratan patronların anlamsız ve çıkışsız gündemleridir. Emekçilerin gündelik hayatlarını düzeltmek mücadelesine neden olan bu sefil düzen savaşa ve teröre neden olan aynı düzendir.

 

Mikail