Türkiyenin Gerçek Gündemi: Telekom Grevi
Türk Telekom'da 26.000 işçinin devam eden grevi Türkiye'de işçi sınıfının gerçek siyasi gündemini açık bir şekilde ortaya koymaktadır. Hükümet dikkatleri referanduma ve Güney Doğu'da devam eden savaşa çekmeye çalışırken işçi sınıfı, asıl soruyu çok net bir şekilde ortaya attmıştır. Bize göre Türkiye'deki gerçek mesele işçilerin maaş meselesidir.
Burjuvazinin temsilcileri bu konuda tamamen net bir tumum içerisindedirler. Türk Telekom'un CEO'su Paul Doany, baklayı ağzından şöyle çıkartmaktadır: "hiçbir çalışan enflasyonun üzerinde bir artış beklememelidir". Aslında kast edilen her çalışanın enflasyonun altında bir artış almasını istemedikleridir, ve bu da her çalışanın maaşında kesinti olacağı anlamına gelmektedir.
Asıl gündem meselesi birarada örgütlenmiş işçilerin on yıldır yaşam koşullarına karşı devam eden saldırıları durdurup durduramayacaklarıdır. Komünistler için ve bütün işçiler için günümüzün en önemli meselesi budur.
Herkes İşçileri Karalıyor
Tabii ki herkes kapitalist gazetelerin işçilere saldırmalarını doğal karşılayacaktır. Aysel Tosun'un acı ölümü gibi hikayeler basında yer almaya devam edecektir. Fakat garip bulduğumuz meselelerden biri siyasi yorumcuların bir ölüm yüzünden acılara boğulurken bir yandan yeni bir savaşın hazırlıklarını nasıl büyük bir coşkuyla destekliyor olduklarıdır.
Pek çok kişinin doğal karşılamayacağı, ‘onların' sendika liderlerinin ağızından dökülen sözlerdir. Haber-İş başkanı Ali Akçan, patronların, işçilerin sabotaj faaliyetleri hakkında saydırdıklarına zaman kaybetmeden katılmıştır: "Bu bir iftiradır. Sendikamızın bu olaylarla bir alakası yoktur. Sorumlular bulunsun ve onları birlikte cezalandıralım". Grev sadece birkaç günlükken sendikalar çoktan militan işçilere karşı polisle birlikte hareket etmeyi önermektedirler. Bize göre mesele açıktır: işçi sınıfının yaşam koşullarını savunmak için verdiği mücadeleleri her zaman tamamen desteklemekteyiz ve eğer bu birkaç telefon kablosu kesmek anlamına geliyorsa, o zaman birkaç telefon kablosu kesilecektir. İşçilere karşı suçlamakta yönetime katılanlar gerçekte kimin tarafında olduklarını göstermişlerdir.
Sendikalar Kimin Tarafında?
Asıl soru ‘bizim' liderlerimizn tavırlarının bizi şaşırtması gerekip gerekmediğidir. Sonuçta, geçen sene bütün militan sözlerine rağmen KESK'ten gelen tek hareket bir günlük ‘iş bırakma' eylemi olmuştur. Sendikalar rollerini toplumsal barışı ve işçilerin patrona boyun eğmesini sağlamak olarak görmektedirler. THY grevinin sonunda Salih Kılıç "İmzamı bu sözleşmenin altına koymaktan onur duyuyorum" demiştir. Türkiye İhracatçılar Meclisi Başkanı Oğuz Satıcı kapitalistlerin duruşunu tamamen yansıtmaktadır: "Akıl ve sağduyu galip geldi, Türkiye kazandı". Biz diyoruz ki on yıllık bir yenilginin ardından bu ülkede işçilerin Türkiye'yi ilk sıraya koymaktan vazgeçip yaşam koşullarını ilk sıraya koymaları gereklidir. Patronlar "Türkiye kazandı" dedikleri zaman gerçekte kastettikleri Türkiye burjuvazisinin kazandığı bir zaferdir. Ve bu da işçilerin kaybettiği anlamına gelmektedir. Bunu onaylayan belgeler imzalamaktan "onur duyanlar" ise sadece sınıf düşmanlarımızdır.
Önümüzdeki Yol
Eğer işçiler ‘kendi' sendikalarına güvenmezlerse kime güvenebilirler? Bu sorunun cevabı eski milliyetçi deyişe benzemektedir. İşçinin işçiden başka dostu yoktur. Telekom işçileri, grevlerini onları patronlara satmaktan ‘onur duyacak' sendikaların ellerine bırakmak yerine kendi grevlerini kontrol etmek için komiteler kurmalıdır. Türkiye'nin pek çok kısmındaki işçiler mücadele etmek istemektedir. Bu savaşma isteği THY işçilerininde ve kamu işçilerinde geçtiğimiz yıl içinde görülmüştür. Bugün Telekom işçileri gururla Türkiye işçi sınıfının en ön safında durmaktadır. Onların tek başlarına durmamalarını sağlamak yalnızca onların değil bütün diğer işçilerin ellerindedir. Bize göre Telekom grevini desteklemek için, bütün işçilerin reel ücret kesintilerine karşı kendi işyerlerinde mücadele etmeleri gerekmektedir
Devrim- 321 okuma

