Gece Notları Şubat / Editöryel
İşgaller, Özelleştirme ve Devletleştirme Mey fabrikalarında ve İGSAŞ’da yayılan işgallere sebep veren durum işçilerin özelleştirme durumundan yaşadıkları sorunlarda ve işgaller de neticede sınıf çıkarlarının savunulması amacıyla yapıldı. Tabii bunun üzerine sermayenin sol kanadının tamamı bu işgalleri devletleştirme yoluna sokmak ile ilgili yerel burjuvazinin çıkarlarından başka hiçbir şey ifade etmeyen milliyetçi masallar okudu.
Fakat yine aynı sol kapitalistler Mardin Belediyesi’nden maaşlarını alamadıkları ve taşeronlaştırılmak istenildikleri için belediye binasını işgal eden yüzlerce temizlik işçisini ezenin devlet olduğunu görmezden geliyorlar. Bu noktada özelleştirme ve devletleştirmenin kapitalist düzen içindeki süreçteki yerini incelemek gerekir. Özelleştirme ve devletleştirme kapitalist düzenin içerisinde sıkça kullanılan bir mekanizmadır. Süreç devletin önce kârlı olmayan bir özel işletmeyi devletleştirmesiyle başlar, sonra işletmeye yatırımlar yapıp kârlı hale getirilir. İşletme kârlı olduğu zaman devlet münasip bir fiyatla işletmeyi özel sermayeye satar. Neticede devletleştirmeler zararın işçi sınıfına ödetilmesidir yani ülke burjuvazisi lehine ve dünya proletaryası aleyhine işler. Özelleştirmeler ise de kârın özelleştirilmesidir. Yani sonuçta hem devletleştirme, hem de özelleştirme, tıpkı zorunlu bir parçası oldukları kapitalist sistem gibi işçilerin sınıf çıkarlarına aykırıdır. Zaten devletin sermayenin çıkarından başka çıkarı yoktur. Peki o zaman ne yapılabilir? Özelleştirilen bir işletmede bu döngünün acısını çeken işçilerin dertlerine yeniden devletleşmenin çare olmayacağı ortadadır. Mücadelenin güç kazanması için öncelikle işgaller yaşanmış yerlerdeki işçilerin, hem sendikalı hem sendikasız işçiler olmak üzere, birlikte hareket etmesi ve ayrıca hem kapitalizm içerisindeki özelleşmeye ve özel sektöre hem de kapitalizm içerisindeki devlet sektörüne karşı mücadele eden işçilerin bir araya gelerek mücadelelerinde sorunun sadece özel veya devlet sermayesinde değil genel olarak kapitalizmde olduğunu göstermeleri gerekmektedir. Fakat bu döngüyü kıracak olan etken işçilerin uluslararsı dayanışmasıdır. Proleterya ancak birlike ve bağımsız savaşırsa kazanır.
İşgal Eyleminin Zayıf ve Kuvvetli Yanları Üzerine Ön Notlar
Yakın zamanlarda gerçekleşen işyeri ve fabrika işgalleri üzerine düşünüldüğünde bunun sınıf mücadelesi açısından önemli taktiksel sorunları akla getirdiğini söylemeliyiz. İlkin bütün bu işgaller hemen hemen her zaman işçi sınıfının diğer kesimleriyle etkin bir birleşme gerçekleştiremiyor çünkü tanımı gereği işgal, bir yalıtılmayı içeriyi dışarıdan yalıtmayı gerektiriyor. Bir aşamadan sonra bütün bu işgal eylemlerinde polisle çatışma noktasına geliniyor ve bu da işe yaramadığında bazen işgal sadece motivasyonun düşmesinden bile bitebiliyor. Kısacası işgal eylemlerinin işçileri tam olarak tatmin ettiği bir örneği henüz görebilmiş değiliz. SEKA işgalinden beri geçen yıllarda işgal eylemlerinin sayısı artmakla birlikte yaygınlaştırılabilecek bir kazanımla karşılaşamadık henüz. Kısacası bu yenilgilere neden olan faktörler; sendikaların işgalleri işçileri kontrol altında tutmanın ve durumu tek elden yönetmenin bir aracı olarak kullanması, hemen hemen her zaman durumun işçiler aleyhine bir polisle çatışma potansiyelini içerecek biçimde gelişmesi ve işçi sınıfının diğer kesimlerinin bu mücadelelerden yalıtılması.Bu zayıflığın bir nedeninin yaygın işsizlik olduğunu görmemek için kör olmak gerekir. İşçiler zaten çoğu zaman işlerini kaybetmemek için bu mücadeleyi veriyor. Ne var ki bu işgal eylemler sınıfın ihtiyaçlarını karşılamak için yetersiz. Özelleştirme-devletleştirme sürecinde başarılı bir mücadele görebilmek ancak fabrika ve işyeri alanının ötesine, toplumsal alana yani işsizlere ulaşmadan, sınıf dayanışmasını yaratmadan bir zafer elde edildiğini göremeyeceğiz gibi gözüküyor. Zayıflığımızı güce dönüştürmezsek kaybedeceğiz…- Yorum göndermek için giriş yapın
- 388 okuma

